Ana içeriğe atla

Yarım Yamalak Demokrasi Üzerine-3

   Bizim gibi ülkelerde ister çoğunluğun iktidarı ister darbe dönemi olsun her iktidar kendi demokratik anlayışını yarattı. Binaenaleyh bu ülke her dönemde ötekisini yaftalamak ve hor görmeden geri durmadı. Bizden olan ve olmayan diye kutuplara ayrıldık ve ötekileştirmekten hiç bir zaman çekinmedik. Toplum kendinden farklı düşünenlere hiç bir zaman müsamaha göstermediği gibi karşısındakini dinlemeye bile gerek duymadı. Geçmişte de bu böyleydi, günümüzde de böyle, eğer umutsuz olursak gelecekte de böyle olacaktır.
   Özgürlük sadece senin ya da benim yaşam alanım değil, bizim yaşam alanımız olduğunu kavradığımızda sorunlarımız azalmaya başlayacaktır. İktidarlar sadece kendi özgürlük alanını çizer, diğerlerini dışlarsa, ötekileştirme bir kural haline gelecek bu kuralın evrilmesi bunu yasa gibi algılamamamıza neden olacaktır.
 
   Kimi için inançlarını özgürce yaşamak, kimi için inanmadığı için dışlanmamak, kimi için anadilini özgürce konuşmak, kimi için cinsel hayatını özgürce yaşamak.... uzayıp gidecek bir liste bu. Kaç kişi bunların bir arada olmasına tahammül gösterebilecek. İnsanlar radikal İslamcı diye yaftalandı. LGBT+ bireyler hep yok sayıldı; dışlandı. Ana dilini konuşmak isteyenler vatan haini sayıldı. ( Ülkemizdeki en kolay şey; "Vatan Haini" olmak. Düşüncen farklıysa eğer bizim gibi ülkeler hemen vatan haini ilan ediverir seni. Nazım Hikmet misali.) 

  Düşüncel olarak azınlığı dışlamadığımız da beraber yaşama bilincine olgunlaştığımız da tam bir demokrasiden bahsedebiliriz. Çoğunluk iktidarlarında her zaman azınlık küçümsendi, hor görüldü. Günün birinde azınlık çoğunluk olup, eski çoğunluğa zulmetmeye başladığında o zaman demokrasi denen kavramın sadece çoğunluk için değil  tüm kesim için gereksinim olduğunu artık bu toplumun idrak etmesi gerekiyor.

Unutmamak gerekir ki bizler özgürlük alanlarımızı çizdiğimizde değil, çizilen alanları sildiğimiz de özgür olabileceğiz. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayat Kıştan İbaret

  Benim için hayat iki mevsimden ibaretti. Sıcaklığı, huzuru hissettiğim bahar, her daim mutluluk kaynağımdı. Bahar, karıncaların yuvasından çıkmasıyla başlardı. Ne zaman bir karınca yuvası görsem mutluluğum katlanırdı. Yeraltı dünyasının dev yürekli devrimcileriydi; Komün yaşamın en güzel örneğiydi onlar. Ve bu yaşam her zaman neşe kaynağım oldu.   Sonbahar melankoli olduğum zamanın mevsimiydi. Kırgın, üzgün, yüreğimin üşümesiydi. Dedim ya hayat benim için sadece iki mevsimdi. Mevsimler anlamını yitirdi seni tanıdığım akşam ve hayatımın döngüsü 23 Şubata kilitlendi. Kış umuttu artık benim için; üşüyen yorgun yüreğime, kışın ruhuma sahip olan senin benliğin umut verdi. Ve kış huzurun, umudun başlangıcı oldu. Tahmin edemezdim kışı bu kadar çok özleyeceğimi ve kışın ayazını seninle karşılamak istediğimi.   Kış beyaz örtüsüyle, yağmuruyla, sana olan sevgimin ırmak olup akması gibi gelsin. Kış hoş gelsin sefa getirsin. Kışımı bahara çeviren sevdiğim yüreğime umut ver...

Türkiye seçimlerini doğru okumak

  1950 seçimlerinde merkez sağ Demokrat Partinin birinci parti olmasından 1999 milletvekili seçiminde  merkez sol DSP'nin birinci parti olmasına kadar geçen yarım asırlık dönemde Türkiye'de 13 kez milletvekilliği seçimleri yapılmıştır. Bu sürece baktığımızda Merkez sağın (DP-AP-ANAP-DYP) 8 seçimde lider parti olduğunu;  merkez solun (CHP-DSP) 4 seçimde lider parti olduğunu, 1995 seçiminde  merkez sağ partilerden ANAP ve DYP'nin oyların %39'unu alarak  2. ve 3. parti olduklarını; aynı seçim döneminde RP'nin %21 ile lider parti olduğunu görüyoruz. 1995 seçimlerinden RP'nin lider parti olarak çıkmasında merkez sağın bölünmüş, kutuplaşmış oylarının etkili olduğunu da unutmamak gerekir. 1970'ler den itibaren Türkiye'deki siyasi partilerdeki parçalanma, siyasal İslamın ve aşırı milliyetçiliğin büyümesine zemin hazırlamıştır. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra bu parçalanma daha da derinleşerek 1995'de siyasal İslami bir partinin liderliğe kadar yüksel...

Yalana Dair

Hayat, aşka dair tutkuları bizden çalarken  geriye kalan tutkunun silüetiyle avunduk. Oysa biz çocukluğundan beri sevgiye hasret iki sabi olarak birbirimize sarılmış, hasret duyduğumuz sevginin yoksunluk duygusunu aşk sanmıştık. Hayat -mış ile geçerken hasret olduğumuz sevgiyi kaybetmeme adına birbirimize kendi inandığımız yalanları söyledik. Münkesir üzerine kurulu bir hayatta zerrelerinin son özdeciklerini de tüketince sen benim yüküm, ben de senin külfetin oldum. Birbirimizin yaralarına sarılırken dermanın biz olmadığını hayal bile edemiyorduk. Halbuki biz sevgiden öte geçmişin tutkularıyla birbirimizi avuttuk ve geçmişe dair yaranın geçmediğini idrak ettiğimizde yükümüzden kurtulmak için inanmadığımız yalanlara sarıldık. Sen beni ben de seni incitmeden silüetin son izlerini silerken tekamülünü tamamlayamayan bir aşkın kurbanları olarak daha derin bertiklere neden olduk.