Bir merhaba ile başladı her şey ve "- beni tanıdın mı? " cümlesiyle devam etti. Aslında tanımamış ve ona ilk yalanı mı söylemiştim "evet tanıyorum" diyerek. Zaman tarifini ve anlamını yitirdiğinde saatler gün, günler ay, aylar yıl gibi geçtiğinde anladım ki ona söylediğim ilk ve son yalanın bu olduğunu. Hayatın bu kadar hızlı akıp, sevginin bedenime sarmaşık dalları gibi sarmasını hiç beklememiştim. Umutsuzluğun ummanın da, çaresizliğin boşluğunda ve geçip giden günlere bomboş el sallarken yakaladı beni ve derin dehlizden çekip aldı. Adı şubattı yada şubatın yirmi üçü ne fark ederdi ki; Kış Levh-i Mahvolmuş bir hayatı yeniden ilmik ilmik örerken aşkı da tarif ediyordu. Aşk üç harften ibaretti ama benim ona duyduğum üç harf ile anlatılamayacak kadar derin, engin ve saftı. Şubatın yirmi üçü, belki üç harfle değil ama üç kelime ile özetleyebilirdi ona hissettikleri mi. Yüreğimin en DERİN köşesinde ENGİNe uzanan SAF bir duyguydu ona hissettiklerim.
İnsanın bedenini değil ama yüreğini ısıtır kış ayı. Kışın tam ortasında şubatın canfezasın da üç harfe anlam yüklemiştim. Sarhoştum diyemem kışın ayazında rahik ile yıkanmış bir beden sarhoş olur mu onu da bilemem... Bedeni sarhoş eden ne meyin kendisi ne şarap-ı Tahurdur. Bâi kasem şahidimdir bu ayazda beni sarhoş eden yüzündeki gamzeleridir. Gülüşüne dalıp gittiğim yârim, o gamzelerin kışımı Nevruz'a çevirdi. Kışa bu kadar çok anlam yüklememim manası gamzelerin ardındaki sırdı. Kışın sobada yakılan odunun kokusu bile huzurdu, o tütsü de senin kokun gibiydi. hele alev aldığında çıkan kıvılcım yüreğimi yakan sevginin işaretiydi. Sadece kıvılcım değildi, meşenin yanışında çıkan ses yüreğimin patlamasıydı. Yüreğim her gün patlayarak daha da büyüyor vecde erişiyordu. Rüya olamayacak kadar gerçekti ona hissettiklerim ve bir peri masalını yaşamayacak kadar da hakiki. Hakikat şubatın yirmi üçünde gelmişti yüreğime ve o hakikat Bediüzzamanı müjdelemişti bana; yüzündeki gamzesi, gözlerinin yeşili ve göz çukurundaki üç yıldızı ile.
Yorumlar
Yorum Gönder