Ana içeriğe atla

Sanal Yalnızlık Üzerine

   Hayatımızın her alanına giren sosyal medyayı ne kadar etkin kullanabiliyoruz. Tatildeki fotoğrafları paylaşmak, arkadaşlarımızla öz çekim yapmak ya da  "-ben buradayım bilin ha " edalarıyla  kullanılan Swarm dışında  ne kadar bu sosyalleşmenin içindeyiz. Şöyle bir göz atın kendi sosyal paylaşım sitelerinize; bu sitelerde paylaşılan yazıların sadece başlıklarını okuyup beğenme güdüsünde olanlarda var. Ya da o beni beğendi bende onu beğeneyim mantığıyla hareket edenler. Bazıları için önemli olan neyin beğenildiği değil; sadece beğeniye cevap vermek. Evet bu kadar sanal olduk. Her gün kullandığınız sözüm ona akıllı telefonunuzla  ve bilgisayarınızla geçirdiğiniz zaman kadar kimle aynı zamanı paylaşıyorsunuz.
   Sevdiğiniz bir dostunuza en son ne zaman bir mektup yazdınız? Hala günlük tutuyor musunuz? Ev telefonunuzdan bir arkadaşınızı en son ne zaman aradınız? Bu kadar mı yalnızlaştık. Her gün bir yenisi çıkan sosyal medyaya üye olarak yeni sanal arkadaşlıklar ediniyoruz. Facebook, Twitter, Instagram sanal yalnızlıktaki hayatımızın olmazsa olmaz birer parçaları oldular. Bu üç sosyal medyada yer almazsak sanki hayatımızda bir eksiklik varmış gibi hissediyor ve buna benzer farklı sanal yalnızlıklar aramaya devam ediyoruz. Mesela G+, Vk, Fotolog, Reddid gibi yüzlerce sanal arkadaş ortamı içinde hâlâ sanal yalnızlığımızı paylaşacak sanal arkadaşlar arıyoruz.
   Sanırım toplum olarak sanal bir ego ürettiğimizin farkında değiliz. Bu sanal ego Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisini bile alt üst etmiş ve en alt basamakta bulunan fizyolojik gereksinimlerin sıralamasını bir basamak yukarı çıkararak ilk sıraya oturmuştur. Bu süreç sanal ortamdaki yalnızlığımızın başlangıcıdır. Bizler öncelikle sanal egomuzdan kurtulup sosyal ağlarda arkadaş aramak yerine başımızı bilgisayardan kaldırıp etrafımıza bakmamız yeterli olacaktır. Sanal egomuz benliğimizi ele geçirdikten sonra çevremizdekilerin hiçbir önemi kalmayıp sanal yalnızlık hayatımızı tamamen esir alır.     
    Yüzlerce sosyal paylaşım sitelerinde ismini bile bilmediğimiz binlerce arkadaşımız var. Bu arkadaşların kaçıyla yüz yüze gelip konuşuyoruz.
   Sanal egomuz özlem duygumuzu körelttiği için yüz yüze konuşmakta anlamını yitiriyor. Peki bu süreçte sizler özlemlerinizi nasıl gideriyorsunuz; ya da bu sanal yalnızlıkta ÖZLEM duygunuzu da mı kaybettiniz.?  

   Evet! sanal egomuz bu özlem duygumuzu da kaybettirdi. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hayat Kıştan İbaret

  Benim için hayat iki mevsimden ibaretti. Sıcaklığı, huzuru hissettiğim bahar, her daim mutluluk kaynağımdı. Bahar, karıncaların yuvasından çıkmasıyla başlardı. Ne zaman bir karınca yuvası görsem mutluluğum katlanırdı. Yeraltı dünyasının dev yürekli devrimcileriydi; Komün yaşamın en güzel örneğiydi onlar. Ve bu yaşam her zaman neşe kaynağım oldu.   Sonbahar melankoli olduğum zamanın mevsimiydi. Kırgın, üzgün, yüreğimin üşümesiydi. Dedim ya hayat benim için sadece iki mevsimdi. Mevsimler anlamını yitirdi seni tanıdığım akşam ve hayatımın döngüsü 23 Şubata kilitlendi. Kış umuttu artık benim için; üşüyen yorgun yüreğime, kışın ruhuma sahip olan senin benliğin umut verdi. Ve kış huzurun, umudun başlangıcı oldu. Tahmin edemezdim kışı bu kadar çok özleyeceğimi ve kışın ayazını seninle karşılamak istediğimi.   Kış beyaz örtüsüyle, yağmuruyla, sana olan sevgimin ırmak olup akması gibi gelsin. Kış hoş gelsin sefa getirsin. Kışımı bahara çeviren sevdiğim yüreğime umut ver...

Türkiye seçimlerini doğru okumak

  1950 seçimlerinde merkez sağ Demokrat Partinin birinci parti olmasından 1999 milletvekili seçiminde  merkez sol DSP'nin birinci parti olmasına kadar geçen yarım asırlık dönemde Türkiye'de 13 kez milletvekilliği seçimleri yapılmıştır. Bu sürece baktığımızda Merkez sağın (DP-AP-ANAP-DYP) 8 seçimde lider parti olduğunu;  merkez solun (CHP-DSP) 4 seçimde lider parti olduğunu, 1995 seçiminde  merkez sağ partilerden ANAP ve DYP'nin oyların %39'unu alarak  2. ve 3. parti olduklarını; aynı seçim döneminde RP'nin %21 ile lider parti olduğunu görüyoruz. 1995 seçimlerinden RP'nin lider parti olarak çıkmasında merkez sağın bölünmüş, kutuplaşmış oylarının etkili olduğunu da unutmamak gerekir. 1970'ler den itibaren Türkiye'deki siyasi partilerdeki parçalanma, siyasal İslamın ve aşırı milliyetçiliğin büyümesine zemin hazırlamıştır. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra bu parçalanma daha da derinleşerek 1995'de siyasal İslami bir partinin liderliğe kadar yüksel...

Yalana Dair

Hayat, aşka dair tutkuları bizden çalarken  geriye kalan tutkunun silüetiyle avunduk. Oysa biz çocukluğundan beri sevgiye hasret iki sabi olarak birbirimize sarılmış, hasret duyduğumuz sevginin yoksunluk duygusunu aşk sanmıştık. Hayat -mış ile geçerken hasret olduğumuz sevgiyi kaybetmeme adına birbirimize kendi inandığımız yalanları söyledik. Münkesir üzerine kurulu bir hayatta zerrelerinin son özdeciklerini de tüketince sen benim yüküm, ben de senin külfetin oldum. Birbirimizin yaralarına sarılırken dermanın biz olmadığını hayal bile edemiyorduk. Halbuki biz sevgiden öte geçmişin tutkularıyla birbirimizi avuttuk ve geçmişe dair yaranın geçmediğini idrak ettiğimizde yükümüzden kurtulmak için inanmadığımız yalanlara sarıldık. Sen beni ben de seni incitmeden silüetin son izlerini silerken tekamülünü tamamlayamayan bir aşkın kurbanları olarak daha derin bertiklere neden olduk.