Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Biliyor musun? (Şiraz'da Sonbahar)

"Biliyor musun?" diye başlayan sözünde aslında ne istediğimizi biliyorduk da söylemek istediklerimizi, dilimizin altına süpürüyor, dilimizin altında yüreğimizden geçen kelimeleri biriktiriyorduk. Daha ne kadar birikecekti onu bilmiyorduk. Edebiyattan, sanattan, tarihten ve kahrolasıca ders notlarından bahsediyorduk. Onunla göz göze geldiğimizde yine malum cümleyi kuruyor "Biliyor musun?" diyerek konuyu değiştiriyorduk ve dilimizin altı kelime çöplüğüne dönerken; kaygılarımız artıyor, onun beni yanlış anlamasından korkuyor, yüreğimize ihanet ediyorduk. Birbirimize bakarken gözlerimiz gülüyor ve göz göze gelip “Biliyor musun?” derken onun ne bildiğini ben, benim ne bildiğimi o biliyordu. Yine de yemeğe katılan safran gibi titiz, dikkatli ve ölçülü oluyorduk. Koca tencere pilava tadını veren bir gramlık safran olduğunu unutup yemeğin özü yerine görünene odaklanıyorduk. Biz seninle safranın kıymetini bilmek yerine tencerenin büyüklüğüne kilitlenip birbirimizden uzaklaşı...

AŞK BU...

   İnsan hayatta bir kere aşık olurmuş, gerisi ise yalanmış.  Yalanın en büyüğü de dilinin söylediğini yüreğinin dile getirememesi, söyleyememesidir aslında. Dedik ya insan bir kere aşık olur. Sevginin, heyecanın, umudun, umutsuzluğun,huzurun ve daha tarif edemeyeceğin onlarca duyguyu yaşadığın yüreğinin yoldaşı ile yolların ayrıldığında zamanla yüreğine yürüyecek  yine yolcular olacak kalıcı sandığın yada sandıkların kendine söylediğin yalan olacak. "-Belki zamanla severim" diyerek. Aslında zamanla sevginin büyümeyeceğini sadece acılarının hafiflediğini sende fark edeceksin. Acını hafifletmek için yüreğine istediğin kadar söyleyebilirsin.

Kahve Kokulu Mektuplar -1

   Hani olur ya bazı şeyler vardır, tükürürsün çıkmaz boğazından , haykırsın çıkmaz. Konuşmak istersin konuşamazsın; Nefesin düğüm düğüm olur boğazına dizilir. Ne yutkuna bilirsin ne de atabilirsin.    Nefes almak bile ağır gelir sana, bir of çeker koca bir boşluğa düşersin... İşte şu an öyle bir yerdeyim. Ne yutkuna biliyor ne de nefes alabiliyorum. Umudu , hayalleri ,geleceği, yaşama dair neyi varsa yıkılmış, tükenmiş biriyim.    Üşüyorum biliyor musun. Bedenim değil ruhum üşüyor; kalbim üşüyor; hayallerim üşüyor. Hep geçmişi yaşıyorum, geçmişte sıkışıp kaldım ben, Yarınım yok biliyorum. Senin bana, benim sana kavuşa bilme umudumuz yok.     Üşüyorum, sana söylemek istediklerimi söyleyemediğim için, dilimde birikmiş kelimeler üşüyor. Sensiz geçen koca bir yıl; gecesi ayrı gündüzü ayrı zulüm. Sensiz her mevsim anlamını yitirmiş; Ne uzun bir kış yaşadı bu şehir, bu yürek. Ve de kısa bir baharı oldu bu kentin, bu bedenin. Sonbahar yapraklar...

Çeşni

Nazım'ın Piraye'ye yazdığı şiirler gibi seviyorum seni. Belkide Atilla Ilhanın şiirleri, belki de Yılmaz Güney'in arkadaşı gibi. Ne güzel okumuş Melike onu. "Bir kıvılcım düşer önce..." diyerek. Ne güzel dost olmak yoldaş olmak Sevdalı yürekte arkadaş olmak. Çeşni gibisin sen benim yüreğimde; hepsi karışmış ama ben kim olduğunu bilmiyorum; bırak diyorum en güzeli böyle sevmek olsun Çeşni misali Arkadaş gibi Dost gibi Yar gibi Yoldaş gibi Ha bide sırdaş iki yaramaz çocuk gibi.

Isimsiz

Beynimizin devrelerini yakalım mı? Neden O Mutlu ediyor mu seni Huzur mu Yoldaş mı Onunla birlikte olmak neden heyecanlandırıyor seni Soruları uzatalim mı? Sen ki, her yerde “hâzırı nâzır”ımsın, konuşamayız seninle diyen Nazım'in şiirlerinde mi kaybolsam. Sonbahar kışı selamlarken Levh-i Mahvolmuş bir hayatı yeniden mi yaşasam. Derin, engin ve saflığa dair duygulara anlam mı yüklesem Arkadaş mı, yoldaş mı, umudun arkasından çıkıp kalbini sobeleyecek ömürlük sevda mı Kimdi Neydi Aslında bir önemi varmıydı? Belki de hepsiydi. O halde bunun bir adı olmamalımıydı...