Bir merhaba ile başladı her şey ve "- beni tanıdın mı? " cümlesiyle devam etti. Aslında tanımamış ve ona ilk yalanı mı söylemiştim "evet tanıyorum" diyerek. Zaman tarifini ve anlamını yitirdiğinde saatler gün, günler ay, aylar yıl gibi geçtiğinde anladım ki ona söylediğim ilk ve son yalanın bu olduğunu. Hayatın bu kadar hızlı akıp, sevginin bedenime sarmaşık dalları gibi sarmasını hiç beklememiştim. Umutsuzluğun ummanın da, çaresizliğin boşluğunda ve geçip giden günlere bomboş el sallarken yakaladı beni ve derin dehlizden çekip aldı. Adı şubattı yada şubatın yirmi üçü ne fark ederdi ki; Kış Levh-i Mahvolmuş bir hayatı yeniden ilmik ilmik örerken aşkı da tarif ediyordu. Aşk üç harften ibaretti ama benim ona duyduğum üç harf ile anlatılamayacak kadar derin, engin ve saftı. Şubatın yirmi üçü, belki üç harfle değil ama üç kelime ile özetleyebilirdi ona hissettikleri mi. Yüreğimin en DERİN köşesinde ENGİNe uzanan SAF bir duyguydu ona hisset...